Demokrat Parti Halk Partisi İlişkisi

Demokrat partiyi kuranların esasında halk partisi ve onun ideolojisine karşı olmadıklarını, sadece şekilsel olarak anlaşmazlığa düştükleri ileri sürülmüştür.

Benim Gözümde Menderes Kitabı

İlgili eserde Necip Fazıl KISAKÜREK Recep PEKER, Refik SAYDAM ve Şükrü SARAÇOĞLU ile olan anılarına kısaca değinildikten sonra, Adnan MENDERES ve Demokrat Parti ile onun kurucuları arasındaki ilişkilere ve o dönemdeki sosyal ve siyasal olaylara değinilmiş olup, ilgili eser 18 farklı başlık altında incelenmiştir.

Serbest Fıkra

Serbest Fırkanın bir demokrasi teşebbüsü olmadığını, aksine particilik oyunu ve danışıklı dövüş olduğunu, zaten iş gerçeğe binmeye başladığında her zamanki türlü bahanelerle partiyi kuranların, partiyi kapattığı ifade edilmiştir.

Adnan Menderes’in Kişiliği

Menderesin zor kullanmaktan nefret eden bir insan olduğunu ve politikada sözden ve masumiyetten büyük silah olmadığına inandığı ifade edilmiştir. Hayatı boyunca yaptığı işlemlerde meşruiyet ve kanunilik boyutunda ısrar ettiği ifade edilmiştir. Ancak,  ne gariptir ki Menderesin Anayasayı ihlalden idam edildiği ifade edilmiştir. Adnan MENDERES’in annesinin, babasının, ablasının ve halasının veremden vefat ettiği yazılmış, bazı bölümlerde belki de bu yaşanmışlıklarının onu tutuk olmaya yönelttiği ifade edilmiştir. Menderesin Tanzimat’tan beri gelen bütün Sadrazamlar ve ya Başvekillerin en akıllısı, en incesi, en selim duygulusu ve en faziletlisi olduğunu ifade edilmiştir. Ama içi saman dolu çuvaldan adamlar arasında deriden bir adamın değerinin olmayacağı ifade edilmiştir. Bunun yanında Menderesin kararsız, çekingen ve bir bakıma ürkek bir kişiliğinin olduğu da ayrıca ifade edilmiştir.

Celal Bayar’ın Kişiliği

Celal BAYAR’ın ezeli ve ebedi taktik icabı, acelesiz ve telaşsız daima neticeleri kollayıcı ve kimseyi küstürmeyen bir yapısı olduğundan bahsedilmektedir. Demokrat partinin siyasal hayatı boyunca Menderesin Celal BAYAR’ın etkisinde kaldığı ifade edilmiştir. Esasında mizaç olarak Menderesinde Bayar’ın yolundan gittiği ifade edilmiştir. Bir bakıma, Menderesin bu kadar olaylar karşısında tepkisiz kalmasını ve darbeyi öngörememesi veya engelleyememesini Celal BAYAR’ın onun üzerinde olan uyuşturucu etkisine bağlanmıştır. Esasında Menderesin halk partisine ve onun ideolojisine sert tutum takınmamasının nedeninin Bayar olduğunu düşünülebilir.

Adnan Menderes Basın İlişkisi

Hükümetin çok büyük akarı gazetelere akıttığını, özellikle Vatan gazetesine önemli destek verdiğini ancak, darbe döneminde da başta vatan gazetesi olmak üzere neredeyse bütün gazetelerin, Menderes ve Demokrat Parti aleyhine yayına başladığı ifade edilmiştir. Esasında basının Türkiye ve Dünya’da her zaman bu şekilde davrandığı malumdur.

163. Madde Ve Atatürk’ü Koruma Kanunu

163. madde ile başkalarının duyacağı şekilde “Allah” demenin yasaklandığı ifade edilmiştir. Buna demokrat parti sıralarından itiraz bile edilmediği söylenmiştir. Bunun yanında, Atatürk’ü koruma kanunu da demokrat parti döneminde çıkarılmıştır. Burada iktidarın kendi hatalarını kapatmak için veya elimine etmek için halk partisi gibi şekilsel ritüellere başvurduğu görülmektedir.

Basın ve Sansür

Anadolu Ajansının demokrat partinin kuruluş dönemlerindeki partiyle ilgili önemli haberleri vermediği söylenmiştir. Vatan gazetesi başyazarı Mehmet Emin YALMAN’ın Malatya’da vurulduğu ifade edilmiştir. Bu suikastın aslında Türk inkılaplarına yapıldığı ve Atatürk ilkeleri ile çağdaş uygarlığı ve özgürlüğü hedef aldığı yönünde algısal yayınlar yapıldığı ifade edilmiştir. Muhafazakâr camianın demokrasiye uygun olan siyasi taleplerini baskılamak ve onları terörize etmek için bütün cumhuriyet döneminde bu tip algısal hareketlerin bilinçli olarak yapıldığını zaten bilinen bir gerçektir. Bunlarla ilgili olarak benzer amaçlarla, 1990’lı yıllarda da çeşitli cinayetler işlenmiştir.

Kanun İçinde Mücadele

1946 seçimleri ve devamında yapılan haksızlıklara karşı yumuşak bir politika benimsenmiş bu kapsamda “kanun içinde mücadele” fikri demokrat partide öne çıkmıştır. Bu politikanın en büyük destekçisinin Celal BAYAR ve Adnan MENDERES olduğu belirtilmiştir. Menderes, muhalefetin yıkıcı siyaset tarzına karşılık sürekli onlarla kanun içinde mücadele fikrini benimsemiştir. Bu meyanda parti içinden yükselen sert mücadele fikrini, Celal BAYAR’ın zimmi desteğiyle Menderesin sürekli engellediği ifade edilmiştir. Bu görüş ayrılıkları nedeniyle, 12 Temmuz beyannamesi ile 21 milletvekilinin partiden çıkarıldığı,  bu kişilerinde Millet Partisini kurduğu ve demokrat partiye karşı halk partisinden daha sert muhalefet ettiği belirtilmiştir. Bu muhalefetin demokrat partiye karşı ilk başarısı olarak gösterilebilir.

Engelleme

Demokrat parti kongresi için hükümetin baskısı nedeniyle ücretlide olsa işletme sahiplerinin mekân vermediği/tahsis etmediği ifade edilmiştir. Demokrat partiyi kapatabilmek için polis nezdinde uydurma dosyaların hazırlandığı ifade edilmiştir.  Demokrasi çabaları ve mevcut rejimin hukuksuzluklarına karşı yapılan itirazlar, rejim düşmanı veya Atatürk düşmanı kılıfıyla bastırılmıştır. Bu durum bugün hâlihazırda devam etmektedir. Yine bu dönemlerde demokrasi açısından gelen tepkilere karşı insanların ajan, gerici, cumhuriyet düşmanı ve irticacı gibi yaftalamalar ile susturulduğu ifade edilmiştir.

Seçimler

1946 seçimleri dâhil 1950 yılına kadar hiçbir seçimin Cumhuriyet ve demokrasi geleneğine uygun şekilde yapılmadığı ifade edilmiştir. 1946 yılındaki seçimleri de iktidarın hile ile kazandığı anlatılmıştır.

İlk Dönemdeki Fırsat

Demokrat partinin ilk döneminde aslında eski rejimin her şeyiyle temizlenebileceğini ve gerçek demokrasiye geçilebileceğini, hatta bu ilk devredeki fırsatın hiçbir hükümette olmadığı ifade edilmiştir. Necip Fazıl, her fırsatta Allah’ın Adnan MENDERES’e lütfettiği fırsatı nasıl körelttiğini anlattığını ifade etmiştir. Bu yorum bir bakıma doğru olabilir. Şöyle ki; eğer bu dönemde eski rejim kutsanmayarak, gerçek anlamda cumhuriyet idaresinin temelleri atılabilseydi bugün ülkemiz gelişmişlik açısından çok daha ileride olabilirdi. Bugün biz hala ülkemizin kuruluş felsefesinden kaynaklanan eksiklikleri, hataları ve tartışmaları yaşıyor olmayabilirdik.

Hizmet Siyaseti ve Kalkınma

Rakamlarla ortaya konduğuna göre, memlekette o güne kadar olmayan büyük bir kalkınma yaşanmıştır. Şehirler sıfırdan dizayn edilmiş, büyük barajlar yapılmış, üniversiteler kurulmuş, ziraat alanında büyük gelişmeler yaşanmış ve büyük fabrikaların yapıldığı ifade edilmiştir. Ortaya mana anlamında fikirsel bir mücadele konulmadığı için 1957 seçimlerinde halkın yolları, barajları, santralleri ve daha birçok tesis ile eserlerin üzerini, kalın bir çizgi ile çizdiği ifade edilmiştir. 1957 seçimlerinden sonra bile Menderesin yine “hizmet siyaseti” dediğini ve İstanbul’un yeniden inşa edilmesini düşünmeye başladığı ifade edilmiştir. Hizmet siyasetinin getirdiği sarhoşlukla iktidarın görme, koku alma, tatma ve temas etme duygularının yanında sağırlaştığı da ifade edilmiştir.

Taban Oluşturma ve Gençlere Fikri Anlamda Hükmedememe

Ekonomi ve kalkınmayla ilgili büyük atılımlar yapıldığı, ancak fikirsel olarak davanın işinin boş olduğu ve doldurulamadığı ifade edilmiştir. Bu meyanda gençliğin peşinden koşacağı veya tutunabileceği fikirsel çalışmaların yapılamadığı ifade edilmiştir. Demokrat partinin bunca maddi eserine rağmen, mana anlamında eser veremediği, ortaya bir ruh ve fikir ülküsü konulamadığı ifade edilmiştir. Milliyetçi ve mukaddesatçı gençliği demokrat partinin kendi elleriyle boğduğu ve darbe öncesi dönemde esasında böyle bir gençliğe ihtiyaç olduğu ifade edilmiştir. Necip Fazıl, ruh olmadan madde imarının, körler koğuşunu süslemek ve zinetlendirmekten farksız olduğunu ifade etmiştir.

Yaranma Siyaseti ve İslami Gaye

Atatürk’ü koruma kanununun yaranma siyaseti nedeniyle çıkarıldığı ifade edilmiştir. İslami savunmanın zorluğu ve yalnızlığından bahsedilmiştir. Necip Fazıl cezaevinde iken kendisini camiadan kimsenin aramadığını ama çıkınca evinin dolup taştığını ifade etmiştir. Ayrıca, Necip Fazılın asıl amacı İslam davası olmasına rağmen Menderesi bu manada hiçbir zaman ikna edemediğini ifade etmektedir.

Sürekli Savunma Siyaseti ve Yıkıcı Muhalefet

1955 yılından itibaren karşı tarafın yıkıcı muhalefetine karşı demokrat partinin sürekli müdafaa halinde olduğu ifade edilmiştir. Buna karşılık Necip Fazıl, bu konuda müdafaa yerine taarruz siyasetini benimsemiştir. Yine, bu dönemde 6 ve 7 Eylül olayları yaşanmıştır. Demokrat partiye karşı bir nefret olduğunu, partinin de bunlara yaptığı eserleri sayarak cevap verdiğini beyan etmiştir.

1957 Yılı Seçimleri

1957 seçimlerinde demokrat partinin ilk kez oylarının önemli bir oranda azıldığı ve muhalefetin demokrat partinin iktidarda olmasına rağmen iktidarını kaybettiği/kaybedeceği şeklinde yorumlamalarının olduğu beyan edilmiştir. 1957 seçimlerinden sonra Samet AĞAOĞLU’nun “Demokrasiyi bu hale getirmemize ne gerek vardı” “bu kadar demokrasi fazla” sözlerini ifade ettiği beyan edilmiştir. 1957 seçimlerinden sonra Adnan MENDERES kaybettiklerini tekrar “hizmet siyaseti” ile kazanacaklarını beyan etmiştir. 1957 seçimlerinde halkın verdiği büyük desteğini çekmesi sonucunda, Menderesin bu kadar hizmet yapılmasına rağmen oyların azalmasına şaşkın olduğu belirtilmiş ve seçimden sonraki Menderesin ruh halini anlatmak için “Tarih birçok büyük devlet, fikir, savaş ve sanat adamının aynı ruh fırtınasına tutulduğunu” göstermiştir denilmiştir. Necip Fazıl darbeden sonra gözaltına alındığında, kendi görüşüne yakın bir subayın demokrat partililerle ilgili olarak “Biz bir eğlence yerine gitsek onları (demokrat partilileri) ıstakoz yerken görürdük. Bize de ancak gazoz içmekten başka nimet düşmezdi!” dediğini işittiğini beyan etmiştir. Burada halkla iletişimi kesilen iktidarın, hala halkı hizmetle doyuracağını zannetmesi çok ilginçtir.

Darbe

Samet AĞAOĞLU’nun aktardığına göre, 1950 seçimlerinden biraz önce birkaç subayın İnönü ve Halk Partisini iktidardan uzaklaştırmak için darbe yapabileceklerini Menderes ve Bayar’a ilettiğini ancak, onların Kanun dışına çıkmayacaklarını bu askerlere ileterek, bunu reddettiklerini beyan etmiştir. Fakat aynı askerlerin daha sonra kendilerine karşı yapılan darbeye katıldıkları beyan edilmiştir. 1957 seçimlerinden sonra mahkeme, ordu, mektep, hükümet idaresinin ve bürokratların baştanbaşa hepsinin muhalefetin yıkıcı siyasetinin tesiri altında bulunduğu ifade edilmiştir. Bazı askerlerin, darbenin yaklaştığını kendilerinin Menderesle görüştürmesi için kendisine (Necip Fazıl) geldiğini ifade etmiştir. Burada iktidardakilerin halktan ne kadar uzaklaştığı ve kendilerine ulaşılamadığı görülecektir. 1959 ve 1960 döneminde demokrat parti iktidarının arz ettiği istihbarat zaafı derecesinde bir sağırlığın, dünyanın hiçbir hükümetinde olmadığı ifade edilmiştir. Menderesin darbe söylentilerine karşı “Ben orduyu herkesten iyi bilirim, 7 yıl askerlik ettim” dediği beyan edilmiştir. Darbeden bir iki gün önce Ankara’da Harbiyelilerin yürüdüğü, ancak bunun bile hükümetçe dikkate alınmadığı ifade edilmiştir. Necip Fazıl, darbeden 1 gün önce Adnan MENDERES’e askeri okulları tatil etmesini ve darbecilere karşı harekete geçmesini bizzat Ankara’da anlattığını, ancak onu ikna edemediğini beyan etmiştir.

Sonuç

Yukarıdaki 9. bölümdeki stratejinin her dönemde ülkemizde yaşandığını, 11. bölümdeki fırsatın kısmen de olsa bu dönemde de geldiğini, 12, 13, 14 ve 16. bölümlerdeki benzer olayların günümüzde de yaşanabildiğini, 15. bölümdeki durumun da ne yazık ki Müslümanların kaderi olduğunu, 17. Bölümdeki olayında bereket ki muhafazakâr insanlarca engellendiğini, bu durumun 15. Bölümdeki anlayış açısından büyük bir fırsat olduğunu, ancak söz konusu durum değerlendirilememiştir.

Yararlanılan Kaynaklar;

Necip Fazıl K. (2018). Benim Gözümde Menderes. Büyük Doğu Yayınları,

CEVAP BIRAKIN

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz